Adam korkuyordu. Şimdiye kadar tutunduğu tek şey olan saf mantık, son dakikalarına kadar peşini bırakmamıştı. Artık kendini bırakmak istiyordu, inanmak istiyordu. Şimdiye kadar bildiği dünya sessiz, soluk, yıkıcı. Ve o yanı başında oluşan yüz binlerce harekete kayıtsız. Çünkü artık bedenini değil, ruhunu doyurmak istiyordu. Bildiği dünyaya son kez bakarmışçasına dikkatli, hala orada kalabilmek için bir sebep arar gibi, uzunca baktı adam. Baktıkça anlamsızlaştı yaşadıkları. Küçülmeye başladı korkuları. Son kez sarılmaya çalıştığı kurallar bütünü, mantık dizisi şimdi boş bir kitaptı onun için. Aldığı risk onu öldürebilirdi. Ama ölmesi gerekiyordu yeniden doğmak için. Yeniden hissedebilmek için. Doğru ya! Bu hissizliği yok etmek istemiyor muydu gerçekten de? Buraya nasıl geldiğini bile hatırlamıyordu! Tek hatırladığı yol boyunca bağrına eski bir kitap gibi bastığı mantığıydı. Onu artık tatmin etmeyen bu kurallar bütününden, bildiklerinden ayrılmak acısız olmayacaktı. Hatta belki biraz da yaşlı. Ama oradaydı işte. Atlamaya hazır. Ölmeye hazır. Yeni yaşamına ve hissetmeye hazır bir şekilde duruyordu Nehir’in karşısında. Nehir ona hissetmeyi vaat ediyordu. Tekrar güvenebilmeyi, kendini kayıtsızca teslim edebilmeyi. Ruhunu geri vermeyi vaat ediyordu. Ölümü pahasına sunuyordu yeni hayatını ona.
Bildiği hayata, bildik renklere, kokulara son kez veda ederken “ acaba “ diye geçirdi içinden son defa. Feda ettiği şey değil belki ama onu feda edebiliyor olduğu gerçeği ona inanılmaz bir güç veriyordu. Nehir’e baktı tekrar. Onu ilk kez gördüğünde baktığı gibi baktı. Çarpılmayla karışık bir inanamama hissi. Adam hatırlayamayacağı kadar çok uzun zamandır ilk kez hissetmişti. Ve ondan sonra vaat edilenin peşinden gitmenin ölmesi pahasına olacağı ateşi düşmüştü içine. Korkmuyordu artık. Kendi korkularını bir kenara bırakıp yeniden inanmayı öğrenmeyi başarabilirdi. Geriye bakmıyordu artık. Ardında bıraktıklarını terk etmekten memnun, atladı nehrin serin sularına. İlk duyumsadığı, suyun korkunç soğukluğuydu. Hissin korkunçluğu onu pişman edeceğine tam tersi içinde garip bir sevinç kumkuması yarattı. Hissedebiliyordu artık. Nehir’le birlikte tekrar hissetmeyi öğrenecekti.
Artık adamı geride bırakıyordu. Dönüşüm geçiriyordu. Anıları hafızasından silinmemişti ama onları hatırladığında tekrar yaşamıyordu. Sadece art arda resimler geçiyordu aklından. Nehir’le bir olmuştu şimdi, onun bağrındaydı, saklı köşesinden çıkıp feda ettiğini sandığı güvenliğin bin katına sahipti burada. Şaşırmıştı. İnanamıyordu. Bu kadar çok şeyi aynı anda hissedebildiğine inanamıyordu. Küfretti içinden bu kadar zaman kurallarla yitirmiş olduğu hayatına. Kızdı, bağırdı, sonra büyük bir farkındalık hissi kapladı içini. Adamı geçmişte bırakırken ve ona dair her şeye elveda derken önünde uzanan dağ yolunu süzülerek geçti. Nehir yanındaydı şimdi ve o bir yusufçuk kadar özgürdü. Yaşama hakkı kazanabilmek için ölmüştü o ve ruhu doyuma hazırdı. Nehir yanındaydı. Yaşamı boyunca kendi başına başaramamış olduğu tek şeyi, Nehir’le başarmıştı. Korkularından kurtulmayı seçmiş, kurallar kitabını uçurumun en derinine atmıştı. Yeniden hissedebilmek için, korunaklı hayatını feda etmişti.
Ve şimdi, inanmayı, güvenmeyi seçiyordu. Ruhunu özgürleştirmişti artık. Bir yusufçuk kadar özgür.
Aslı Göksu
Bildiği hayata, bildik renklere, kokulara son kez veda ederken “ acaba “ diye geçirdi içinden son defa. Feda ettiği şey değil belki ama onu feda edebiliyor olduğu gerçeği ona inanılmaz bir güç veriyordu. Nehir’e baktı tekrar. Onu ilk kez gördüğünde baktığı gibi baktı. Çarpılmayla karışık bir inanamama hissi. Adam hatırlayamayacağı kadar çok uzun zamandır ilk kez hissetmişti. Ve ondan sonra vaat edilenin peşinden gitmenin ölmesi pahasına olacağı ateşi düşmüştü içine. Korkmuyordu artık. Kendi korkularını bir kenara bırakıp yeniden inanmayı öğrenmeyi başarabilirdi. Geriye bakmıyordu artık. Ardında bıraktıklarını terk etmekten memnun, atladı nehrin serin sularına. İlk duyumsadığı, suyun korkunç soğukluğuydu. Hissin korkunçluğu onu pişman edeceğine tam tersi içinde garip bir sevinç kumkuması yarattı. Hissedebiliyordu artık. Nehir’le birlikte tekrar hissetmeyi öğrenecekti.
Artık adamı geride bırakıyordu. Dönüşüm geçiriyordu. Anıları hafızasından silinmemişti ama onları hatırladığında tekrar yaşamıyordu. Sadece art arda resimler geçiyordu aklından. Nehir’le bir olmuştu şimdi, onun bağrındaydı, saklı köşesinden çıkıp feda ettiğini sandığı güvenliğin bin katına sahipti burada. Şaşırmıştı. İnanamıyordu. Bu kadar çok şeyi aynı anda hissedebildiğine inanamıyordu. Küfretti içinden bu kadar zaman kurallarla yitirmiş olduğu hayatına. Kızdı, bağırdı, sonra büyük bir farkındalık hissi kapladı içini. Adamı geçmişte bırakırken ve ona dair her şeye elveda derken önünde uzanan dağ yolunu süzülerek geçti. Nehir yanındaydı şimdi ve o bir yusufçuk kadar özgürdü. Yaşama hakkı kazanabilmek için ölmüştü o ve ruhu doyuma hazırdı. Nehir yanındaydı. Yaşamı boyunca kendi başına başaramamış olduğu tek şeyi, Nehir’le başarmıştı. Korkularından kurtulmayı seçmiş, kurallar kitabını uçurumun en derinine atmıştı. Yeniden hissedebilmek için, korunaklı hayatını feda etmişti.
Ve şimdi, inanmayı, güvenmeyi seçiyordu. Ruhunu özgürleştirmişti artık. Bir yusufçuk kadar özgür.
Aslı Göksu
0 Comments:
Sonraki Kayıt Önceki Kayıt Ana Sayfa
Subscribe to:
Kayıt Yorumları (Atom)
