Üniversite yıllarımdan aklımda en çok kalan karelerden birisi, Feminizm dersinde iki üç kızın yaptığım yorumlar sonrasında neredeyse üzerime yürüyecek olmasıydı. Hâlbuki ben o derste çok da enteresan olmayan ve bugün bile derinden inandığım bir gerçeği dile getirmiştim; “erkeklik en çok erkeğe ağır gelir, çünkü toplum kadını şekillendirirken erkeğe de nasıl davranması gerektiğini öğretir. Erkekte bu kalıpların içerisinde yaşamak zorunda bırakılır.” Çok iyi hatırlıyorum, ben bu lafları ettikten hemen sonra birkaç kişi sınıfta bana çok kızmıştı. “Hayır ezilen yalnız kadındı.” Ezilmek, mağdur olmak sadece kadının tekelindeydi?
Geçen günlerdi Cezmi Ersöz’ün bir kitabı elime geçti. İlk okuduğum bölümde yazılanlar, düşüncelerimin başka insanlar tarafından da paylaşıldığı konusunda bana cesaret verdi; “Erkek olmaktan çok yoruldum! Çünkü bu yüzden, içim hep alev alev duygularla yanıp tutuşurken, katı, donuk, tutuk bir insan gibi yaşadım durdum. İçimde gözüpek, sıra dışı, hatta çılgın biri varken, ölçülü ve kuralcı yaşamaktan bıktım. Duygularımı, içimden geçenleri, düşlerimi açık açık söylemeye çok niyetlendim; ama başaramadım. Kişiliğimin alaya alınmasından çok koktum hep. Hangisiydi benim kişiliğim?”
Ersöz’ün “Erkek olmaktan yorulmak” adlı denemesi benim düşündüklerimin de bir yansımasıydı. O gün o sınıfta anlaşılamamış olmamın yegâne nedeni de aslında dondurulmuş bazı zihinlerin “saldırmaya” koşullandırılmış olmalarıydı. Erkeklik, delikanlılık denilen ve içi bir yığın işe yaramaz lakırdı ile doldurulmuş terimlerin ne faydasını görüyoruz sanki? Dünyaya gözlerimizi açtığımız andan itibaren “erkek gibi erkek” nasıl olur onu duyuyoruz. En bilinen ve küçüklüğümüzden beri en çok duyduğumuz söz ise “erkekler ağlamaz”. Özellikle doğu coğrafyasında erkeğin öfke dışındaki duygularını dışa vurması zayıflık olarak algılanır. Zayıf erkek de muktedir erkek değildir. Muktedir olmayan da iktidarsızdır ve iktidarsız bir erkek muteber değildir. Bu nedenle de erkeğin üzerinde ki yük giderek artar. İçerisinde fırtınalar kopan, kendisini kapıp koy verip ağlamak isteyen erkekler gözyaşlarını içlerine akıtır. Toplum gücü onlara, güçsüzlüğü kadınlara atfeder ve bundan her iki tarafta mağdur olur. Fakat her ne hikmetse be işe yaramaz erkeklik lakırdılarının aslında en çok da erkeğe yük olduğu kabul edilmek istenmez.
Erkek de kadında kendisine atfedilenlerin esiridir. Tüm bunları bazen güle oynaya kabul eder, bazen kabul ettiğinin bile farkında olmaz, bazen de başkaldırır ve dayatılan bu toplumsal sorumlulukları reddeder. Örneğin kadın yerinin erkeklerden ayrı olmasına diklenir, erkek sofrasında var olmanın, onlarla içki sohbetine katılmanın onu daha özgür kıldığını düşünür. Erkek para kazanma konusunda kendisine bağımlı olunmasından bıkar, ceketini alıp, bambaşka bir yerde kendi başına yaşamaya başlar. Sorumluklarını ardında bırakır.
Kadın da erkek de çoğu zaman bu başkaldırıyı bu kadar keskin bir şekilde gerçekleştiremez ve bu yüzden sadece yakınmakla, dert yanmakla yetinir. Kadınlar haftalık olarak psikolojik rahatlamalara sahne olan kadın kabul günlerinde dertleri serer döker. Ailesinden, kocasından, yaramaz çocuğundan dert yanar. Erkekse bunu genelde bu kadar açık bir şekilde dile getiremese de kendisini arada bir içki sofralarına bırakır, arkadaşları ile bol rakılı, beyaz leblebili sohbetler yapar. Her iki tarafta sorumlukları, toplumun onlara yakıştırdığı kalıplar içersinde yaşamayı katlanılır hale getirilir. Dert yandıkça, şikâyet ettikçe, “ah annemi dinleseydim de almasaydım bu adamı” ya da “nerden aldım başıma bu şirret kadını” şeklinde hayıflanmalar ve pişmanlıklar dile getirilmedikçe, sorumluluklar, dar kalıplar daha da çekilmez hale gelir. Askerlik sonrası mecburiyet, evde kalmamak için son yol, aile baskısından kaçış olarak sıralanabilecek nedenlerle yapılan evlilikler büsbütün kâbusa dönüşür. Fakat her durumda bu kâbus her iki kişi için de eşit miktarda çekilmezdir. Fakat işin içine erkeğin fiziksel şiddet kullanması girdiğinde bu kâbus tabi ki kadın için daha dayanılmaz bir hal alır.
Gökhan Kurtaran
0 Comments:
Sonraki Kayıt Önceki Kayıt Ana Sayfa
Subscribe to:
Kayıt Yorumları (Atom)
